XOXO The Mag

January 8, 2015 Uncategorized 0 Comments

Kontekst olmadan bir video üretmek çok zor gibi geliyor. Senden bir ‘videoenstalasyonu’ tanımı almak istesek?

Her yüzeyi tuval haline getirebilme özgürlüğü… Davet edildiğim sergilerde ilk ilgilendiğim konsept ve mekan. Ürettiğim işlerde, alanın tavanına, yere, camlarına, asansöre… yani alana özgü (site-specific) işler üretmeyi seviyorum.. Mekanı ilk defa gezerken, konsept baglamında ilhamlar geliyor ve daha sonra üretim aşamasına geçiyorum.

New York University`de Animation and Digitals Arts eğitimi görmüş biri olarak, yerel video üretimiyle uluslararası anlayış arasında bir fark hissediyor musun? Burada videoya karşı bakış açısı ne durumda?

Yurtdışında kamu alanlarında daha fazla video sanatıyla karsılasıyoruz. Örneğin, New York Times Square’deki dev reklam ekranlarda Pipilotti Rist veya Yoko Ono’nun video eserlerine yer verilmiştir. Veya özellikle şehir üniversitelerinin, en görünen yüzeylerinde ögrencilerin video üretimleri toplumla paylaşılmaktadır. Bizde ise video üretimleri, kamu ile daha az paylaşıldığı için, izleyicinin videoya mesafesi biraz daha fazla. Aynı ilk zamanlardaki fotograf sanatının izleyiciyle olan mesafesi gibi.  İnanıyorum ki, yakın zamanda bu mesafe katedilecek.

 

Belgesellerdeki seyir, video çalışmalarını görsel olarak etkiliyor mu?

Maruz kaldigim her tecrube, eserlerimde ya fikir ya da gorsel olarak etkiliyebiliyor. Bunu uretirken anlamak pek mumkun degil, nereden ilham aldigini anlamak bazen hic mumkun degil. Belgesellerdeki seyir; yavas, hizli ve yavas olarak bolundugunde bende eserlerimde seyirin yukseldigi ve azaldigi eserler uretiyorum.

 

 

İnteraktif projelerini göz önünde bulundurarak kontrast düşünürsek, durağan sanateserleri arasında sana ilham verenler oluyor mu?

Cok. Son senelerdeki deneylerim video`daki hareketin, ve isigin etkisini duragan eserlere vermek uzerine eserler uretiyorum.

 

Boyut, hareket, algı ve seyirciyle iletişim… Çalışmalarını üretirken ön planda tuttuğun bir öğe var mı?

Hareket, o da sanırım animasyona olan ilgimden dolayı. Ya imge hareket etsin, ya da izleyici mekan içide hareket edip eserdeki değişim/hareket unsurunu yakalasın. Bu durumu araştırmamdaki asıl amacım, izleyiciye gerçeklik olgusunu sorgulatmaktır.

 

Sanat izleyiciye nasıl bir sorumluluk yüklüyor?

Sanatın izleyiciye bir sorumluluk yüklediği, yani izleyicinin gerçeklik olgusuna karşın sezgileriyle hareket etmesi gerektiği görüşündeyim. Bu durumu olustururken kullandığım materyaller sayesinde katılımcının mekan icindeki konumuna göre sekil ve renk degiştiren eserler üzerine calısıyorum.

 

Sanal ortamda yeni algılar yaratan bir birey olarak, gerçeklikle aran nasıl?

Yaptığım eserlerdeki ortak unsur gerçekliği sorgulatma amaçlı. Gerçek olarak algildiklarimiz aslinda gercek mi, hayal mi? Genel anlamda algılarımın acık oldugunu hissediyorum fakat günlük hayatımızda fazla “farkında” olan biri değilim. Bu da beni gerceklikten uzaklaştıyor mu, yakınlaştırıyor mu? veya gerçeklik hangisi? Sezgiler mi, duyular mı gerçek? Ben izleyiciyi sezgilerine yönlendirmeyi kendime daha  yakın buluyorum.

 

‘Analog vs. Digital’ adlı çalışmanda sen kendini hangi tarafa yakın hissediyorsun?

Sanat egitimimde hem analog ve hem digital icerikli üretimlerim icice gecmisti; fakat sergiledigim eserler cogunlukla dijital ağırlıklıydı. Dijital eserlerimde arastirdigim unsur `gercekligi nasil deforme ederim` idi. Izleyicinin kendi imgesini deformasyona ugrattigi interakif eserler uretiyordum.Daha sonra teknolojinin gelişmesi, telefonumuzdaki photoshop effektli kameralar, beni `Teknolojiyi kullanmadan gercekliği nasil deforme ederim` sorusuna yönlendirdi. Boylelikle `Acid-Vision` serisi ortaya cikti. Yani; gercekligi çift ve renkli yapan analog aynalar.Aslında içinde bulunduğum teknolojik sınırlara ve ruh halime göre üretimim şekilleniyor. 8 sene önce kağıda çizdiğim dans eden balerini, 5 sene önce 3 boyutlu-Motion Capture stüdyosunda canlandırdım.  Analog veya dijital olması benim gereçlerim. Beni tetikleyen, hislerimi yaptığım eserlere akıtmak.