L’Officiel Interview

December 8, 2014 Uncategorized 0 Comments

Sanatın dijital alanı oldukça genç, siz de bunun üzerine eğitim almış ilklerden olmalısınız. Size,

sanata ve özellikle de bu dalına merak sardıran neydi?

Sanat okulunda okumanın getirdiği disiplinle, üretimi olabildiğince değisik medyumlarda tecrübelenmemiz ve kendimize yakın hissettiğimiz alanda üretimler gerçekleştirmemiz mümkün oldu. Kara kalem, yazı, performans, film, heykel deneyimlediğim medyumlardı. Fakat dijital sanattaki ışık ve hareket, beni bu alana sürükleyen temel iki unsur oldu.

Sizi en çok etkileyen isim veya eserler arasında hangisini sayardınız?

Monet, Gerhard Richter, Cy Twombly, Jackson Pollock’un renkleri, Richard Serra, Carlos Cruz-Diez’in izleyiciyle etkileşimi, Jean Arp, Francis Bacon’ın figurleri beni en heycanlandıran işler.

Eğitiminizin bir parçası da animasyon üzerineymiş; yanılıyorsam düzeltin çünkü kelime çizgi filmleri çağrıştırıyor, acaba bunun çocuklara özgü bir dünyaya duyulan özleminiz veya bunu yaşatma isteğiniz var mı?

Animasyon, belirli bir zaman icinde figürün şekil değistirme illüzyonu. Animasyon pek cok seyi cagırıstırabiliyor: eğlence, çizgi film, performans ama hepsini kapsayan, hareket unsuru. Beni bu alana ceken de hareket.

Peki sizi New York’a götüren neydi? Size bir genç sanatçı olarak bu şehrin katkısı ne oldu?

New York University’de okudum. Yazları New York’ta belirli kurum ve okullarda residency’lere katılıyorum. Ucakla New York hava limanina alcalirken, kendimi science fiction romanlarında bir karakter gibi hissediyorum. Sehir, sadece üretimle ilgilenen dev bir fabrika gibi hep aktif ve uyanık olma hissi uyandırıyor. Az uyku, bol sohbet, bol ilham, bol malzeme, bol uretim.

Beymen’in Chance adlı projesi için seçilen sanatçılardan biri de sizsiniz; bu oluşuma dahil olmak size hangi sebeplerden cazip geldi?

Serginin kuratorü Goksen Bugra beni arayıp bagımsız bir mekandaki sergi yapma fikrinden bahsedince hemen “varım” dedim. Yazılarını, ozgun elestirilerini ve uretimlerini takip ettiğim biri ve ilk defa beraber calısacak olmamiz benim icin buyuk bir fırsattı. Sonraki bulusmamizda Zorlu Beymen`deki mekanı gezerek işlerin yerlestirilmesinden bahsetti. Bir “magaza” icine sanat eseri yerlestirme, projenin zorlayıcı kısmıydı. Ama sonuc tahmin ettiğimden cok daha etkili oldu. Kurator ile mekanı ilk gezmemizden sonra atolyeme gidip calısmaya baslamıstım bile.

İki farklı çalışmanız var; biri Strokes diğeri de Exhausted. Küratörün bu işlerinizi seçmesi ardındanki neden sizce neydi?

Pek cok serginin kuratorlugunu ve elestirmenligini yapmıs biri olarak sanırım işleri ayiklayip, yerlestirmesini yaratici sekilde kurgulama Goksen Bugra`nın ayrısan ozelliği.
Strokes (fırca darbeleri) 2D animasyon. Her kare tek tek cizildiği ve her cizgi bir kusu temsil ettiği icin işi özü analog bir iş. Old-school dediğimiz bu yontemi teknik olarak kullanarak, soyut animatif kareleri, kus sesleri ile desteklediğimizde ve dev ekrana yerlestirince cok etkileyici bir iş cıkti. Ekranı ilk gordugumde, buyuklugunden dolayı cekincelerim vardı, sanırım cogu sanatcının icinde bulundugu hafif utangaclık. Fakat işe yaklasırken ve yanına gelindiğinde izleyici basını kaldırıp ekrandaki harekete sahit oluyor. Aynı gökyüzündeki suru halindeki kusların hareketlerini izler gibi. Sanıyorum; eserin seciminde mağazanın çok yoğun iç dinamiğinden ayrışabilecek ve izleyiciyi sesle, renkle, hareketle yakalayabilecek bir havası olması etkili oldu. Exhausted; bir balerinin prova yaparken ve sahnedeki performansının goruntulerinin karsılastırması. Sahne performansı gosteren balerin rengarek auralı. Buna karsılık, uzun saatlerce prova yapan balerinin gunun sonunda renkli aurasından geriye kalan yorgun bedenini yorumladıgım bir eser. Kuratorün bu işi seçmesindeki etken, “perfect” imajın arkasındaki hikayeyi gösteriyor olması. Sahnede izlenen kısa süreli bir performansın gerçekleşmesi için gereken kararlı ve disiplinli tekrarı, insanın kendi bedenine meydan okumasını ve sınırlarını aşmasını düşündürüyor.

Exhausted’da başrolde bir balerin görüyoruz, çalışmanın ortaya çıkış hikayesi nedir?

Bir donem cok yakın danscı arkadaslarım oldu. Sahnede ucan bu ruh ve figurlerin, uzun ve yorucu provaları, ilgimi ceken konu oldu. Black Swan filmi bu durumu cok etkileyici bicimde bizlere aktardı.

Bize ilham kaynaklarınızdan bahseder misiniz?

Kamp yapmayı ve dogada zaman gecirmeyi cok seviyorum. Bazen ay ısıgının kayalıklardaki olusturdugu sekiller, selalenin veya dalganın hipnotik sesi, taşların iyonlasmıs renkleri bana ilham veriyor. Buna ek olarak yeni bir sehre gittiğim zaman mimari yapı, muze ve galeriler, meydanlar, ve yemekler de ilham kaynalarim.

Çalışmalarınızın en çok göze çarpan özelliklerinden biri rengi tıpkı bir X-Ray röntgen ışığı gibi kullanma biçiminiz; bize biraz tekniğinizi nasıl oturttuğunuzdan, nasıl bir duygu yakalamayı amaçladığınızdan bahseder misiniz?

Sanatcisi oldugum PG Art Gallery’de actıgım ilk kisisel sergimde kırık araba camlarını ışıklar ile birlestirmistim. Gercek kaza gecirmis arabalardan cıkmıs bu camlar, “kotu” saniyeleri cagrıstırsa bile, estetik goruntulerini ısık ile birlestirip galeri ortamınla birleştirerek, notr bir duygu hali yasatmak istedim. Kırık cam hem metaforik anlamda hem de teknik anlamda bir belleğe sahip. Camların ışık ile olan ilişkileri düşünüldüğünde, bu seri ile etkileşimli “fotoğraflar” ürettiğimi de söyleyebiliriz.

Websitenizde bir de manifestonuz yazıyor; çalışmalarınızın ortak bir mesajı var sanırım?

Yaptığım eserlerdeki ortak unsur gerçekliği sorgulatma amaçlı. Gerçek olarak algıladıklarımız aslında gerçek mi, hayal mi? Sanatın izleyiciye bir sorumluluk yüklediği, yani izleyicinin gerçeklik olgusuna karşın sezgileriyle hareket etmesi gerektiği görüşündeyim. Bu durumu oluştururken, kullandığım materyaller sayesinde, katılımcının mekan içindeki konumuna göre şekil ve renk değiştiren eserler üzerinde çalışıyorum.

Video sanatının dünyada kabul görme sürecini siz nasıl gözlemliyorsunuz?

New York Times Square’deki dev reklam ekranlarında Pipilotti Rist veya Yoko Ono’nun video eserlerine yer veriliyor. Özellikle şehir üniversitelerinin, en görünen yüzeylerinde öğrencilerin video üretimleri toplumla paylaşılıyor. Bizde ise video üretimleri, kamu ile daha az paylaşıldığı için, izleyicinin video sanatına mesafesi biraz daha fazla. Ama bu mesafe hızla kayboluyor, ozellikle de Chance tarzi projelerde video sanatı, beklenmedik alanlarda ve yuzeylerde izleyiciyle bulusuyor.

Son çektiğiniz video neydi? (Kendiniz için de olabilir.)

Video-art yapiyorum fakat uretimlerinde daha cok dokumantasyon amacli video cekiyorum, teknik kisminda 2D, veya 3D animasyon kullaniyorum. En son profesyonel anlamda cektigim video, bir golun icine yerlestirdigim kameradan gunesi cektim. Suyun hareketi, gunesin isiklarini animatif hale getiriyordu.

Bir gün sinema filmi çekmeyi düşünür müsünüz?

Iki kere Alman yonetmen arkadasimla, kisa film cekmisik, kalabalik ekipler, agir ekipmanlar, ve elimizde olmayan olagan aksilikler. Film setlerinin bu yapisi benim uretim surecime hic yakin degil. Ayrica bir sinema filminin fikir asamasindan, uretimin sonuna kadar gecen uzun sure, bana cok durağan geliyor. Sanatci olarak, uretimimle ilgili ruhsal anlamda cok hizli inis ve cikislar yasiyor, ayni anda 2 farkli medyumda uretimlerimi gercekletirebiliyorum. Bunlardan oturu sinema filmi fikri uzun bir sure bana uzak olacak.

Türkiye’de genç sanatçı olmayı nasıl yaşıyorsunuz? Üretim sürecinizde İstanbul nasıl bir rol oynuyor?

Amerika ve Singapur`da yasadiktan sonra dogup buyudugum Istanbul`u baz alanim olarak sectim. Bu secimimden dolayi cok mutluyum, cunku buranin kaosu beni hissiyat anlaminda ayik tutuyor. Sanirim bu yuzden kalabalik sehirlerde atolyeme cekilip uretimimi yapabiliyorum. Bu kaos fazla geldigi donemlerde ya dogaya kaciyorum ya da baska sehire. Turkiye`de sanat alaninda heycanli donemler yasaniyor; halkin sanata olan ilgisi daha da artiyor. Kamuya aci alanlarda sanat ile daha fazla karsilasiyoruz. Bu donemin daha da gelisecegine inaniyorum, bu yuzden bu alanda uretim yapanların, urettikleri surece sanslarinin olacagina inaniyorum.

Bize projelerinizden bahseder misiniz?

Son senelerde, videodaki hareketin ve ışığın etkisini, durağan yüzeylere aktarmak üzerine eserler uretiyorum. Dijital eserlerimde araştırdığım unsur ‘Gerçekliği nasıl deforme ederim?’ idi. İzleyicinin kendi imgesini deformasyona uğrattığı interakif eserler üretiyordum. Daha sonra teknolojinin gelişmesi, telefonumuzdaki photoshop efektli kameralar, beni ‘Teknolojiyi kullanmadan gerçekliği nasıl deforme ederim?’ sorusuna yönlendirdi. Böylelikle ‘Acid-Vision’ serisi ortaya çıktı. Yani gerçekliği çift ve renkli yapan analog aynalar. Buna karsilik dijitalin, her yüzeyi tuval haline getirebilme özgürlüğünü seviyorum…
Davet edildiğim sergilerde ilk ilgilendiğim, konsept ve mekan. Ürettiğim işlerde, alanın tavanına, yerine, camlarına, asansöre… Yani alana özgü (site-specific) işler üretmeyi seviyorum. Mekanı ilk defa gezerken,konsept bağlamında ilhamlar geliyor ve daha sonra üretim aşamasına geçiyorum.