Istanbul Art News – Portfolio

March 18, 2016 Uncategorized 0 Comments

Ayşe Gül Süter 1982 İstanbul doğumlu. New York ‘ ta Tisch School of the Arts ‘ta Animasyon ve Dijital Sanatlar Bölümünde öğrenim gördükten sonra yükselen genç bir sanatçı profili çizerek videolarını birçok galeri de sergileme fırsatını yakaladı. Son dönem projelerin de ise animasyon ve ışık yerleştirme türleri üzerine yoğunlaşıyor.

Hareketin olanaklarını kimi zaman doğada ki farklı canlıların bünyelerinde, kimi zaman mikroskopaltında veya mekaniğin desteğiyle araştırıyor. Araştırmalarının uzandığı açık uçları ya da sonuçları, geçirgen malzemeler ve ışıkta yalın bir biçimde birleştiriyor. Gökşen Buğra’ ya göre Ayşe Gül Süter henüz sanat kariyerinin başında gibi görünse de araştırma konuları ve üzerinde ki çeşitlilik kendine çizdiği atlasını daima genişletecek bir sanatçı.

Onu biricik kılan özellikleri şu sözlerle anlatıyor : “Doğayı görme biçiminde ki özgürlüğü üretimine taşırken kendi başına bir tema gibi değil, izleyicinin karşısında alacağı konum ve kuracağı ilişkiyi göstererek kurguluyor olması.”

Gökşen Buğra sanatçıyı 2011 yılında Pg Art Gallery’deki bir grup sergisinde galeri zeminine yüz ifadeleri yansıttığı animasyon yerleştirmesiyle tanımış. Sonrasında da katıldığı karma sergiler de sunduğu işlerde ki örgün yaklaşımlarını ve 2013’teki ilk kişisel sergisiyle araladığı, tam anlamıyla renkli ve çok açılı dünyasını daha yakından izlemeyi sürdürmüş.

Buğra’nın Zorlu Center’daki Beymen mağazası için hazırladığı sergi projesinde aklına gelen ilk isimlerden biri de Ayşe Gül Süter olmuş. Süter’in bu projede yer alan “Chance” adlı sergisinde şöyle anlatıyor : “Sanat eserini gündelik yaşam içine taşıyan dinamik bir karşılama anı yaratmak isdetik. Mekânın sergi alanı olmayışı ve gündelik trafiği işin seçiminde ve yerleştirilmesin de azami özeni zorunlu kılıyordu. Bu sınırlarda ‘En doğru işle en iyi görünürlüğü nasıl yakalarız.’ Diye uzun uzun düşündük, konuştuk. Böyle sürçler hiçbir sonuca varmayacak olsalar da sanatçı ve küratör arasında işleri yeniden tartışmak, sorular sormak ve yeni alanlar açmak bakımından ufuk açıcı oluyor. Birbirimizi ve en önemlisi mekânı gerekliliklerini doğru anlamış olmalıyız ki, Ayşe Gül‘ün daha önce ürettiği farklı işlere getirdiği revizyonlarla bambaşka iki iş ortaya çıktı. Bunlardan biri olan ‘Strokes’, dijital yüzeyde fırça darbeleriyle yaratılan hareketli bir resim; darbelerin yoğunluğu ve renklerine göre değişen kuş sürülerinin sesini taşıyan bir animasyon yerleştirmesi.”

Buğra’ya göre Süter ‘i önemli kılan, araştırmaya olan merakı, disiplinli okumaları, bilimsel deneyimleri işlerinde sanatsal yaratıcılığının süzgecinden geçirdiği birer besin olarak kullanması gerektiğinde başka alanlardan yaratıcı zihinler bulup onlarla atölyesini genişletmesi ve kolektif bilinci işlerine aktarabilmesi. Çevresini izlerken, güncel üretimlere bakarken duyarlı, meraklı bir arayışı ve üretimin temelinde ki teknikle fikri anlama gayreti, onun başka sanatsal yaklaşımların zenginliğinden de yararlanmasını sağlıyor.

Süter’in konsepte hazırlanan sergiler ve mekânın ruhunu uygun işler üretmeyi sevdiğini söylüyor Buğra. Eleştiriyi katkı olarak görmesi de onu öne çıkaran özelliklerinden .”Kendi ilham kaynaklarını içtenlikle açtığı, işlerinin arka planını oldukça hâkim ifade edebildiği için Ayşe Gül’le yapılan küratöryel çalışmaları, yaratıcı ve keyifli süreçlere dönüşüyor.”

En etkilendiği eseri ise aynı zamanda bir peyzaj, soyut bir resim ve mistik bir boyut tasavvuru olarak da izlenebilen “ Cloada ” adlı serisi. Buğra, bu seriden neden çok etkilendiğini şöyle aktarıyor: “Ayşe Gül’ün teknolojinin taktiklerini kullanmadan gerçekliği deforme ettiği bu seride, izleyicinin mekân içinde ki konumuna göre işin rengi de değişiyor. Beni etkileyen nokta bu işin, aynı zaman da fotografik görümünün, bilgisayar ortamında üretilmiş bir animasyonun yahut bir tuval resminin taşıyabileceği; üretildiği malzeme ve tekniğin olanaklarını aşan bir imgeyi oluşturması. “
Süter’in sanatsal yaklaşımının kendisinde hep güvenilir bir heyecan uyandırdığını belirten Buğra “Ayşe Gül tekniksiz yerlerde gezinmez. Araştırma ve üretme süreci gezinse bile işin sonunda eserin kendisinden emin, kendisini açık ve perdesiz bir şekilde izleyiciye taşıdığını görebilirsiniz. Kullandığı kaynakların kalabalığına ve işi oluşturan elemanların yoğunluğuna rağmen dolaysız ve yalın bir anlatımı vardır. Hareketi ve ışığı kullanma, gerçekliği sorgulama biçimleriyle izleyici manipüle eden değil, kendi sergilerine yönlendiren bir tavır benimser.” diyor.

Ayşe Gül Süter ‘in “ The Invisible Motion: 2” adını taşıyan, 5 Mart itibariyle Pg Art Gallery’de görülebilecek sergisini, ilk kişisel sergisinin devamı niteliğinde. Bu sergide Süter hareket, ışık etkileşim ve mekân olgularını yeni medya pratikleriyle ele alarak deneysel olarak gerçekleştirildiği çalışmalarını izleyiciye sunuyor. Doğanın kendisinden ve hareketinden yola çıkarak ürettiği yerleştirmelerde renk, doku, hareket, boyut, yüzey gibi kompozisyon ilkerini ele alarak yaşamı mikro düzeneklerle inceleyen Süter , sergisinde bunları karışık tekniklerle soyutlamaya odaklanıyor. Sergide, sanatçının motorlarla hareketlendirilmiş durağan ışık yerleştirmeleriyle sıcak cam atölyelerinde ürettiği cam işlerin yanı sıra sanatçıyla ilham kaynağı olan araştırmalarından seçtiği mikroskobik görüntüler yer alıyor.

GÖKŞEN BUĞRA
1982 yılında doğan Gökşen Buğra, karşılaştırmalı edebiyat üzerinde lisans eğitimini aldıktan sonra Bilkent Üniversitesi’nde Türk Edebiyatı yüksek lisans yaptı. Edebiyat alanındaki alanında ki değerlendirme ve inceleme yanları akademik yayınları da, çeşitli dergi ve gazetecilerde yayınlandı.2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, Contemporary İstanbul gibi sanat kurumlarında ki çalışmalarının yanı sıra Lebiz Sanat Dergisi’nde görsel sanatlar üzerine eleştiriler yazdı.2015 yılından bu yana artON İstanbul direktörlüğünü sürdürüyor.

 

IMG_3925